20 Ağustos 2019 Salı

Ölüm bunun adı...





EVET ÖLÜM DE VAR ;

       Bir kitap da okumuştum, biz insanlar kendimiz ölümsüz eserler bırakabilmek adına kendi kendimize savaşır hale geldik.
nedir ki bu ölümsüzlük gayesi? neden anı hayatı yaşamak yerine ölümsüz ce uzun süre kalabileceğimiz dertler üzerine yaşıyoruz ?
Yazarın dediği gibi bunların hepsi ölümü unutmamızdan kaynaklanıyor , ümit burnundaki kayalıkların uç kısmındaki, kısa yaşantısından bahsediyordu hikayede,
ölümü orada hissettiriyordu beynimiz hazır olmasa da, bedenimizin güvenlik duvarları beynimize nasıl hükmetmeye çalışıyor, nasıl kilit mekanizması devreye 
giriyor bundan bahsetti hatta kısa dan özet de geçeyim size,

  Alıntı;
karşınızda uçsuz bucaksız okyanuz ümit burnunun en uç kısmındayım, ufuk çizgisinde  mavi üzerine mavi konumlanmış, bir tarafta derin okyanus, diger tarafta
masmasvi kasvetiyle gök kubbe , üzerinde bulundugum kayalıgın son noktasına 2 metre var gittikçe yaklaşıyorum uçuruma, bedenim fiziken attıgım adımları 
atmamam yönünde frenleme yapmaya çalısıyor, bir kaç adım daha atıyorum uçuruma doğru ayaklarım gittikçe ağırlaşıyor , aradaki mesafe 1 metre içimde 
önüne geçilmez bir adrenalin fırsınası kopuyor adeta , aklımda ise bu yaşıma kadar amaçsız uğraşlara kaybettiğim vakitlerin hızlı bir muhasebesi dönüyor, 
boş gerçek olmayan şeylere harcadıgım vakitler , önemsiz insanlar için harcadıgım zamanlar düşüyor ekranıma derken , birkaç adım daha atıyorum uçuruma 
dalgaların yıkılmaz kayalıkları dövüşünü, kopan fırtınaları, kayalara karşı öfkesini içten içe görebiliyorum artık son 30 cm bedenim gittikçe ağırlaşıyor 
beynim bildiğin kontrol dışı sadece anıları kayda değmeyecek  şeyleri hatırlmakla meşgul, bir kaç gereksiz şey daha düşüyor aklıma bana hayır 
demeyip de , anlamsızca da hayatımda var olma savaşı veren insanlar geliyor bir bir , ne kadar kötü birşey miş hayır olmamalı, olmaz demeden birisinin
 hayatında varlık göstermeye çalışmak,zaten bitmiş olan birşeyi kabul etmeyip bitirmemeye çalışmak , kendime söylediğim koca bir yalanmış aslında umut 
adını verdiğim duvarların kocaman boşlukta sadece ayakta durmuş amaçsız ca , devam ediyorum bedenime istemsiz ce beynim tarafından organlarıma elektirkler 
gidiyor adeta, organlarım kendi kilit mekanizmasını kurmuş savaşır olmuş kendi içinde
ölüm ölüm ölüm, ne de çok düşünmeyen organlarıma baskı yapıyormuş farkında değilmişiz . biz ki vazgeçilmez kılmanın derdine düşmüşüz herşeyi,

 bir kaç kilit daha açıyorum ellerim arkamda kayalıktan aşağıya sallıyorum bacaklarımı; dizimden aşağısı buz tutmuş soguk hipotermi dolu okyanus suları gibi, 
ama yukarısı alev kapanı beynim kırmızı alarmlarını yakmış, bedenimse tüm reflekslerini açmış , kontrolsüzce oluşan her bişeyi algılama modunda hala yaşıyor
bazı kaslarım kaskatı iğne batırsan girmez .

  Oturuyorum orada ölüm kısıyında bıraktıgım an kendimi bitecek herşey, bunu beyim de bedenimde çok iyi biliyor , sadece karşı koymalarına rağmen engel olamamış
olmalarına rağmen varlıklarını sürdürme derdindeler , hayatlarını rutinde yaşarken bu şekilde çalıssalar keske , ne kaybı olurdu ki insanın düşünsene
herşey mutluluk ve huzur üzerine üretkenlik üzerine kurulu, kimsenin ölümsüzlük üzerine bir kaygısı çalısması yok, zaten her türlü yaşıyorsun otta bitkide,
hayvan da olsa  hepsi gibi yaşıyoruz , kabullenmekten korkuyoruz belki bazı şeyleri kabullensek , varlıgı hissetsek daha da huzur verecek olan hiçbirşeyin
farkında olmadan yaşıyoruz .

birkaç derin nefesten sonra ellerim arkamda sırtım geride,bacaklarım uçurum boşlugunda iki mavinin birleşmesini izledikten sonra geri çekiliyorum
hayatım alması gereken tüm adrenalini fazlasıyla depo etti, ölümü biliyor çünkü unutmuştu çoktan, tekrar hatırladı adrenalin peşinden, mutlu hissiyatlarda
geldi, artık gereksiz hiçbirşey aklımda yok, bedenime hükmedemiyor hayat şu saatten sonra bir başka huzur veriyor, 


demişti uzunca son hikayesinde , unuttuğumuz şey koca bir ölümün varlığıydı aslında , umursamazlıgı , sahiplenmeden yaşamamanın amaçsızlıgını, risksizliğin
berbatlığını bize hatırlatacak olan tek şey ölümün varlığıydı aslında,,

umarım herkes bu hikayede olduğu gibi gereksiz anılarını silmeyi silebilmeyi başarabilir , 


hoşçakal.

Sevgi diyorum...




Sevgiyi Fazla abartıyoruz aslında ,
Ya da sevmesini bilmiyoruz , seviyorum diyen kementi takıyor sevdiğinin boğazına başlıyor canını yakmaya
sahiden neydi bu sevgi, görünce gözlerinin ışıl ışıl olması mı, her fırsatta sesini duymaya çalışmak mı?,

ben hiç birisine inanmıyorum bu ara , sevgi değersiz ve önemsiz insanların birbirini avutma aşaması gibi tuhaf bir evre oldu yani
heleki bu son zamanlarda , hissetmiş olduğum değersizlik , kabul olmayan etmekten vazgeçmediğim dualarım, direncimin günden güne yok olmasına 
sebep oldu ve gitti,

Bir önceki yazımda bahsettiğim 'dante' bile beni terk etti,

Ben çok farklı sanırdım, hisserek attığımız her bakışın manasının belli olacağını, sevgiyi doguracagını hissederdim,
büyümek bu olsa gerek, hepsinin kurmacadan , izlediğimiz filmlerin, okuduğumuz kitapların bizlere kattığı hayal ürünleri olduğunu kabul ettim artık.

hapis olmak neydi peki;
 parmaklıklar arkasında kalmaktan bahsetmiyorum, Gözlerin de hapsi olur, onunda parmaklıkları vardır bende, olsunda böyle hapislerde yatayım derdim, 
ama olmadı. Hiç birisi ne sevgiyi yaşatanları gördüm , ne de layık olanların bu duyguyu yaşadıklarını. 

Sosyal medya üzerinde bir çok , paylasımlar görüyoruz aklımda kalan bence efsaneleşmiş bir söz var' KİMİLERİ HAYALLER KURAR, KİMİLERİ İSE O HAYALLERİ YAŞAR'
tam olarak da böyle böyle çaldılar bendekini de içimdekini de , dua etmekten başka şansımda kalmadı o da takdir-i ilahi artık,son zamanlar da içimde
yoğun olarak basan gitme duygusu hala var, rüyalarıma bile giriyor artık, her saniye kaçıyorum buralar dan , bu hayattan, Dönüp sonra bakıyorum gerilere
neler değişmiş gidişimle, olmazsan olmaz diyenlerim vardı ne oldu onlara? diye, harbiden ne oldu onlara?
Hiçbirşey olmadı herkes hayatına rutin şekilde devam, etti ben geriden geriden bakıp içerlendim, vazgeçip gittiğim yere geri döndüm yine kaybeden ben oldum.
Sevgiyi, hayatı, huzuru , olası Mutluluğu...

Hayatımızı Geri dönük olarak bir izlesek ve yorumlasak aslında,  
Biz insanlar birbirimize dostluk ediyoruz ya fazlasıyla, tavsiyeler veriyoruz birbirimize hiç kendimize tavsiye vermeyi düşündük mü? başkasına dediğimiz 
bak bunları yapma uyarılarını kendimize yaptık mı?  yapabilseydik çok farklı olurdu herşey ben hep başkalarına iyi gelmenin derdine düştüm de 
bir kendimi iyi edemedimi. Kocaman bir yüreğin var demişti bir arkadaşım, herkese yetti de bi sana yetemedi diye devam etmişti sonrasında ,
tam olarak bu kısa ve öz olarak nitelendirecek olursak.

Kaybetmeyi Felsefe haline getirip, nasılda olmayacak alğısı içten içe yerleşirken bedenime, umut ışıklarımın ampülleri çoktan geçmişti içimde voltaj gelse de
ne fayda ,

Bugün şubatın ilk günü rutin bir ay olan şubat, bu sefer bana sıkıntının , farklı boyutta karşıma çıkacagı ay gibi gelmeye başladı şubatın 14.gününde 
kaçıp saklanabileceğim bir yerim yok, daha da mutsuz olacağım bir manzara adım adım yaklaşıyor bu korku , içimde dağ gibi büyüyor bir adım ilerisi belki ama 
yaşamak istemiyorum o günü nedendir bilinmez şimdiden nefesimi darlıyor.

yine bu ara içime yapışmış olan bir şiir var, hatta beni ifade eden, izah eden...

YERÇEKİMLİ KARANFİL...

Biliyormusun az az yaşıyorsun içimde 
Oysaki Seninle Güzel olmak var
Örneğin Rakı içiyoruz , içimize bir karanfil Düşüyor gibi 
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda 
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte 
sende bir başkasına veriyorsun
O başkası yokmu bir yanındakine veriyor 
derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle 
sana değiniyorum,sana ısınıyorum bu o değil
Bak nasıl , beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz Sessizce....

1 dakika

  Sadece 1 dakika aslında ;        Okuduğum bir kitapda çıkmıştı karşıma sonrasında ise bir filmde denk gelmişti, Yapmadığın şeylerden, ...