22 Mart 2022 Salı

1 dakika

 





Sadece 1 dakika aslında ;

 

     Okuduğum bir kitapda çıkmıştı karşıma sonrasında ise bir filmde denk gelmişti, Yapmadığın şeylerden, ağzından çıkmayan sözlerden sorumlu değilsindir diyordu, Gerçekte öyle tabi ama uygulamada değişiyor bir çok şey , insan ilişkilerin de , bir grup var herkezin kendisine uygun gördüğü karakterin ötekisini bir türlü kabul etmeyip, onu kendisine göre eleştiri yağmuruna tutan mesela;

  Artık bunu kabullenmelisin ben o değilim...!

 Ben kendi karakterinin özğürlüğünü ilan etmiş onu savunan onunla yaşayan bir uçurtmayım mesela, bu benim rüzgarım,  birey olarak ne senin öz eleştirilerini , ne de anlamsız yorumlarına sürekli maaruz kalacak bunları kendime , kıyafet olarak giyecek birisi hiç değilim, olmadım da , ben burdayım bir bireyim nokta. Kabullenmediğimiz durum kendimizi koca bir alfa olarak görmemiz ,  peki ya herkes kendi alfasıysa? Kendini kabul eden herkes ile mi savaşacaksın, senin istediğin gibi davranmayan herkes mi düşmanın , senin gibi durmayan senin beğenmediğin saç sekline sahip olmayan herkes mi kötü, insanlığa iyilik yapmaktan keyif alan herkes mi saçma?

  Durum tam olarak dünyanın merkezine kendimizi koyup , o merkezin yörüngesinde herkesi döndürmek, burada durum bizi ben ben ben, demekten öte götürmüyor ama hep sen sen, sen olamaz iki aynı insan bir çizgide duramaz , birebir aynı 2 taşın yan yana duramadığı gibi.

  Mesela;   ailem de farkettim , birisi koşulsuz kimseye bağlı olmadan kendi rutinin de , mutlu olarak yaşayabiliyorsa diğerleri kesinlikle bundan rahatsız oluyor, rahatsız olmak yerine kendiside istese bunu, bak nasıl mutlu olabilecek, insan bu ne yazıkki aldıkça daha fazla istiyor , önce kendisine bir konfor alanı belirliyor sonrasında , o alana sığmayıp başkasının alanlarına göz dikiyor, ne yazıkki fazlaca benciliz tek mükemmel kendimizi görüyoruz ve tek gerçek ne yazıkki biziz, etrafta yaşam hakkına sahip sokak hayvanları , evcil hayvanlarımız , hiç birisinin bizden bizim almaya çalıştığımız şeylerden hiç bir önemi yok .  Bunları başarabilen insanlar var; kendisi haricindeki canlılara kendisi gibi sahip oldukları yaşam haklarını savunabilenler, bu konuda fazlaca hassas olanlar var, ne mutlu onlara ki ve farkettim genellikle bir konuşma olurken merakla dinleyen , anlamaya çalışıp da genel empatiyi yapabilenler, kötü olan taraf ise  bu dünyada bir kaç farklı zaman diliminden öte , diğer konfor alanlarına sığmayanlar tarafından, yok edilmeye mahkum olmaları, ne kötü dimi iyi olmaya çalışmanın tek gerçeğinin yok olup gitmek olması.  Korkma senin suçun değil kalbinin etrafında pamuk ipliği sarılı olarak doğmuş olman senin suçun değil, yok olup gidecek olman , nefes alamıyor olman, binlerce tutunamayan kökhücrenin arasında tutunup hayata doğman senin suçun değil, kimileri doğar sonsuz kadar yaşar , kimileri ise yaşamaya çalışıp yok olup gider , arkasından yıllar sonra bile ismi anılacak kadar umursanmayan olmakta farklı birşey , hep birşey için mücadele edersin ama o birşey hiç olmamıştır, susup susup ezilmekten öte değildir yaşantın , Yol yapmayanın içinde, yol kalırmış.

 

Ben mesela hep hassas olarak yaklaşmaya çalıştığım, incilmesin diye özen gösterdiğim, önemli sınıfına koyduğum insanlarca hiç edilmişimdir, birinin değeri hep gittiğinde mi anlaşılacak..!  insanlığın kötü kaderi, “arkasından zamanı gelince vay be zamanında böyle birisi vardı, 10 kere tartar 1 kere konuşurdu diye akıldan geçirilir, arkadaş ortamındaki birisi tarafından da birkaç iyi yorum yapılır, belkide meraklı gözlerle dinlenilir unutulur gider” maalesefki üzüle üzüle içime atıyorum, ben senin düşündüğün sekilde bir şey yapmadım, algıladığın gibi olmadım, seni üzmemek için elimden geleni yaptım, ben sadece sağ duyulu olmaya çalışıp özelinde sana destek olabilmek istedim, ama sen olmadığım koltukta, yapmadığım imajlarda hep beni gördün, şimdi sen söyle yapmadığım hareketlerin, etmediğim sözlerin sorumlusu benmiyim?  İçinde anlam veremediğim duygusal bir öfkevar, bir kişi hakkında etraftan yapılandan ziyade, kendinde gördüğünle gitmelisin, kendi gördüğünle giderken de, eşraftan söylenenleri yanında götürmemelisin, götürürsen ne yürüdüğün yol ne de ettiğin laflardan gögsüne kilolarca ağırlıkta ,taştan başka birşey kalmaz, insanın lügatında bu kadar kolay hiç edilmemelidir birisi, heleki senin iyiliğinden başka birşey istemeyen birisi için bu kadar yüklü sözler edilmemelidir, be sana hep içimden güzel şeyler geçirmişimdir, ettiğin onca laf, hissettirdiğin onca kötü hissiyata dair hiç birşey yok bende , sen kötü dedin ben 1000 kere kötü hissettim, olmadığım kadar iğrenç hissettim, biliyorum beni kesinlikle yanıltmayan tek şeyin, arkasına sığınıyorum, “hoş bakışlı penceremin” birisinden diğerini önemsemesini isteyemezsin ama , o kötü düşünüyor diye , onu da yok edemezsin, o yüzden dünyadaki en kötü insana duyulan nefreti dahi hissetsen, attıgın her adımda mutlu huzurlar benden sana, bu hiç bir zaman değişmeyecek, öfke, sinir, belkide kin, bunların hepsi senin kontrolünde olmadan dışa vuran şeyler gerçekliğin değil bende, umarım  sende birgün benim sende bulduğum gerçegi görürsün, kendini düşündüğünden daha iyi hisseder , iyi  yerlerde bulursun. Kimse kimsenin kötüsü olamaz, kötü olmak isteyen extra güç sarfetmez , kötülük bedavadır direkt gelir, iyilik emek ister, kendinden vermek ister, kendimden vererek tüketenlerden oldum  kendimi, varsın o da olsun, bir iyiliğe sebep olacaksan gerekirse, yok olup gitmeyi göze de alacaksın.


16 Kasım 2020 Pazartesi

Hayatın altı ve Üstü karmaşası

 


O kadar garip ki her şey , 

 

Yine dünya gündemi, herşey hastalık ancak hastalık da, işin içinde insan etkeni var dünyanın geneli böyle savurgan mıacaba, 

 

 

Hayatımın %70 lik kısmında günlük olarak yürüyorum, otobüs kalabalık yürü, otobüs gelmedi yürü, metro kalabalık sonrakini bekle vs ,

 

Eve ulastıktan sonrada köpekğimi gezdirirken yine yürü,  yürürken sürekli izliyorum yerlerde söndürülmeden atılmış sigaralar, çöpün yanına atılmış çöpler, çocuk parkında akşamları verilen arkadaş arası alkol partileri ( çocuk parkı ya orası genç nesiller var kötü örnek teşkil eden davranışların yapılmaması gereken yer), ha çocuklar da bir garip parklardaki oyuncaklar ile oynamaktan sa, kulube tarzındaki kaydırakların tepesinde oturmayı tercih ediyorlar, belediye spor aletlerinin tepesinde oturmayı tercih ediyorlar, bakkallardan marketlerden kola alıp, parkın kuytu kenarlarında içiyorlar , bunun bir sonraki level ı alkol siğara tüketimi kuytular da galiba

 

Ben genel de köpek gezdiriyorum bu aralar kuytular da; sabah erkenden ya da gece geç, 

Yine mesela; geçenler de köpek gezdirirken havlama sesleri duydum bizimkisine saldırmaya gelen bir köpek var sandım, tedirgin olup gardımı aldım, köpek değilmiş havlayan insan sadece baktım kaldım, kendisini gördüğümü farkedince farkındalık hissetti galiba,

 

Yine başka bir zaman ; 

Yanımdan bisikleti ile geçecen cocuk tuhaf bir sekilde ; 

-köpekkk 

-köpek mi lan o, 

-oo köpek e bak

tarzında tepkiler vermeye basladı, ilk önce korktuğunu düşündüm, sanırım hayatında ilk defa köpek gördü şaşırdım ilginç, egleniyormuş

 

 

 

 

Hadi biraz  da mahalleden dışarı çıkalım;

 

Metrodan sonra yürüdüğüm güzergahta önemli birisi olsa gerek sabahları siyah bir araba, arkasında koruma arabası ile beraber gelecek olan kişiyi bekliyor, 

 

Entersan bir sekilde motorları calısır sekilde, e araçlar hareketsiz oldugundan ortada yogun bi yakıt kokusu veriyo ,gelecek olan kişiyi cok merak ettim, aslında bu durumu ona söylemek isterdim, tamam araçlar havayı kirletiyor ama , bari içinde olmadıkları zamanlar da çalıştırmasınlar dimi,  yazık biz insanlara,  ama adam belliki cok büyük birisi kapıda arabanın yanında bildiğin hazır ol duruşu var koruması ve şoföründe , hep merak etmişimdir böyle insanları, ne kadar maaş alıyorlar ne yiyorlar, ne içiyorlar, sosyal hayatları dizilerdeki gibi mi? Ben gibi oo dısarda yağmur var kapıya çıkayım da kuytuda izleyeyim diyorlar mı?  Ya da dolu yağacakmış arabayı korunaklı bir yere koyayım endişesine kapılıyorlar mı cok merak etmişimdir, 

 

Genelde sokak ve caddelerden yürümektense, güzergar üzerinde , park bahçe vs var sa oralardan yürümeyi tercih ediyorum, 

 

Erenköy kadıköy bölgesi, genelde yurt dısında genellikle gözlemlediğimiz gibi , parklarda bahçeler de toplanıp sohbeti muhabbeti, basketbol sahalarının etrafında kabalalık olarak takılmayı seviyor, cocukları yanındayken park da alkol tüketebiliyorlar, benim yasadıgım mahallede bu sekilde olmuyor genelde.  5km2 lik alan içerisinde, ne kadar yasam farklılıkları var dimi, kimileri özünde yaşarken kimileri özenti yaşamayı tercih ediyor bu da çok garip.

 

İşim gereği insanlar la muhatap oluyorum genel de,  çok iyi anladığım seylerden birisidir ve tecrübede ettim bu durumu,  içinde insan olan işler iğrenç ve yorucu bi o kadar da yaşlandırıcı , günün güzel enerjisi ile seyrettiği anlarda, gelip tüm enerjinizi alıp götürebiliyorlar ne yazıkki, bu durum cok kötü.

Mesela belediye otobüs şoförlüğübu işi yapmanız için otobüs kullanıyor olmanız yetmez,  hazır cevap, her an kavga edebilme, moral motivasyon bozulması yaşayan birisi olmamanız gerekiyor 

Her an bir alkolikle veya gergin bir kadınla ya da işsiz boş bir amca ile tartışmanız gerekebilir, siyasi saldırılara, tacizlere dahil olabilirsiniz, kesinlikle yapmak istemeyeceğim bir iş; çünkü istanbul orospu kazanı gibi , bir cok o..ç var , boş ve amaçsız insanlarla uğraşmaya çalışmak kadar gereksizi ve anlamsızı yoktur, düşünsene ortalama 60-70 yıllık ömrün var boş teneke insanlara çözümler , yanlış bildiklerini anlatmaya çalışmalarla vs uğrasıyorsun , bu kadar mı basit hayatım ya gercekten yazık bana.

 

Çalışmaya para kazanmaya ve bu uğur da kendimizi köle gibi kullandırtmaya ‘ ne kadar öyle olmadığımızı haklı olduğumuzu’ düşünsekte acı gercek öyle ne yazıkki, ben koca bir köleyim, bunu kabul ediyorum.

 

İş yapmaya calısmak, elemanlar almak , hizmet sektöründevar olup kendi işini kurmaya çalışmak ta çok acı, büyük umutlarla anadan babadan kalma ya da  kölelik yaparak yaptıgın birikimleri riske atıp , daha fazla kölelik yapmayayım diye, kendini ve aileni daha fazla yıpratmayacak adımlar atmaya çalısıyorsun, çalıssın diye işe aldıklarının , işgüzarlıgı seni tüketip bitiriyor, bizim hayatımız da, kapris ve birbirine psikolojik olarak  baskı yapmaktan geçiyor hayatımız, biz bunun farkında değiliz ama fena sekilde baskı ve stress uyguluyoruz , bu da özveri verdiğim hayatımın tükenip havaya uçmasına sebep,  gülerek mutlu olarak severek para kazanıp huzur içerisinde fikir mantık üretip, geçip gideceğimiz bir hayat yokmudur.  Bu sistem zulüm üzerine kurulmak zorundamıdır, bir gülücük atacam diye,  başkasının dünyanısını basına yıkmak zorundamıyızdır,  yapman gerekenleri sistemine göre yapmak varken, sistemin dışında ilerleyip, diğerinin ömrünü çürütmek zorundamıyızdır.

Çıkamıyorum bu denklemden, yapamıyorum da ben olmasam dünyanın düzeni değişecekmiş gibi ama, ben olmayınca da gayet gidiyo her şey bazen fazla olduğumu düşünüyorum haddinden fazla,

Boşver ileri götürme kendini, gerek yok , bırak senden sonrakiler senden daha fazla kölelik yapsın, canları yansın ömürleri gitsin gerek yok diyorum, ama yapamıyorum etrafta o kadar güzel insanalar o kadar güzel cocuklar var ki,, baktık ça kıyamıyor insan, 

 

Benim yeğenlerim var mesela, eve girdiğimde zaman zaman amca diye atıldıkları oluyor 2 sn de tüm devranımı değiştirdikleri anlar yaşıyorum , zaman zaman hayat güzeldir dedirtiyorlar ama, dediğim gibi canımızdan can gidiyor ve eskiyoruz , stress den kaşıntı basıyor, derini kaşıyıp kazıyıp atıyorsun, psikolojik baskı hissediyor hayatına son verip canından oluyorsun,  hayatı seviyoruz ama nankörlük tarafı cok fazla, işin kötü tarafından birisi de , bunu kimseye anlatıp kimseye kabul ettirememek. Herkez mükemmel , herkes haklı galibiyet içinde 

Mahkelemelere başvurup da , biz uzlaşamıyoruz hakim , savcı bey , bize orta yolu bulun diyoruz ya işte hayatın içinde bunu diyemiyorsun, sorgusuz sualsiz gaddar acımasız herşey, yazık demekten vah vah demekten başka birşey yapamıyorsun da , yaparmıyorsunu kabul etmeyip kendine nasıl kabullendireceksin bu durumu o da farklı bir kafa yorma boyutu,

 

Ne olacak bu hayatımız işimiz yaşantımız, yaşamaya çalısıyoruz diye bahsettiğimiz kendi hüsnükuruntularımız.

 

Benim saydıgım kendimce bazı etkenler varken , binlercesi ise ortalıkta dolasıyorken,  nasıl olacak ne olacak neler yapılacak nasıl gelecek bu çözümler , güzel rüzgarlar tokat gibi değilde hafif yel gibi ne zaman çarpacak yüzümüze, 

 

Attıgım ok ne zaman sorgusuz sualsiz adresini bulacak.

Ne zaman beni tedirgin eden hayatımın, karmaşası, 

Alt üst olma korkusu son bulacak, altını da merak ediyorum, üstü bu kadar zorluyorken orada neler dönüyor acaba,

Daha çok yazacak şeyim var ama sanırım parmaklarım yoruldu.








30 Mayıs 2020 Cumartesi

Merhaba Yeni Dünyalı;



Merhaba Dünyalı;

Nasıl da enteresan bir giriş dimi, ya da öyle olmaya çalıştım işte, bu tamamiyle şuanda TV de GORA izliyor olmamdan kaynaklanıyor,

Neyse;

Şu içerisinde bulunmuş olduğumuz pandemi süreci (eminim ki herkes bu ara konuya böyle giriyordur) dünyayı etkisi altına almışken, uzaktan uzağa gözlemlerken herşeyi bir anda , olayların hastalığın merkezin de olmak cidden şaşırttı beni, 28 marttan Bu yana işyerim kapalı ve bir fiil, aileme zarar gelmesin diye eve kapanıp kaldım, bi ara pencereden kafamı çıkartmaya korkar durumdaydım, bu zamanda türlü düşünceler geldi aklıma,

Fazlaca Netflix izlememden olsa gerek, türlü senaryolar canlandı aklımda, biz insanlar genelde paramız olsun lüxs araba alalım ev alalım modundayız, bu tip senaryoları bilmeden araba alacakken kimse garajı dert etmez ya da arabası dolu da kalmadıysa kapalı garaj kimsenin aklına gelmez,

Bu çernobili yaşamayanların sığınak ihtiyacı duymaması gibi bir şey ya da The 100 ‘ de refresh olan dünyanın yeni başlangıcının sığınağa saklananlara yapıldığını görene dehin, kimsenin aklına bir sığınak ya da pandemiden kaçma korunma yöntemi aklına gelmedi, ( bu arada The100, dark efsane dizilerim dendir) izlemiş olduğum dizilerden uzay ve bilim kurgu merakımı anlamış olmalısınız,

Bu tip etkenlerden dolayı bende de lüksün dışın da arka bahçeme sığınak inşa edip orada yaşama düşüncesi , ailemi koruma , gıda stok u yapma  gibi düşünceler bir süre meşgul etti beni, gel gelelim zaman geçtikce biz insanoğlu, nelere alışmadı ki deyip pandemi ye de alışmış olarak hayatımıza enpoze olduğunu gördük, maske üzerime giydiğim t-shırt, pantolon gibi bir parçam oldu adeta buna da alıştık, kendimizce koruma tedbirlerimiz de oldu,
  
Hepimiz biliyoruz ki virus damlacık yöntemi ile dağılmakta ve bulaşmakta ; maskesiz, yakın temas, düzenli el dezenfektesi gibi önlemlerle bunların önüne geçebiliyoruz detay’ a girmeyeceğim çünkü bunlar ezberlendi,akıllarımıza oturdu.

Ben Normal Şartlar altında, şiir e , yazmaya ara vermiş birisiyim ‘BobMarley Faruk’ n da dediği gibi, sinemaya küstüm bildiğin, sinema dediğime bakma küstüğüm aslında hayatım ,

Diğer yazılarımı okuyup hakkımda az da olsa fikir edindiyseniz, limitlerim kalmamış low range moduna kadar düşmüş durumdayım , pandemi süreci farkındaydım ama bana ne kadar tek basıma olduğumu anlattı da anlattı , bildiğim bir söz var o ağır bastı hayatıma , çook çok özlediğim insan oldu bana msj atsın diye dualar ettim, her saniye düşündüm de düşündüm, yazdı da , aklına getirdi de , özlediğimi söyledim de , ama umarsız umursamaz a devam etti, ben dünyaları yakarım da sana , sen dönüp bir gülmedin bana , olsun feda olsun her zaman belki 2. baharına koyarda

4 Mart 2020 Çarşamba

Hayat 2020 model




Tuhaf Hem de çok fazla ,

Dünyaya bakıyorum;

Ülkem Savaşa girmiş, bütünlüğünü koruma derdinde,

diğer taraf ta kapımıza dayanmış , virüs belası öleceğiz mi , kalacak mıyız belli bile değil, her şey deli saçması gibi ilerliyor sadece,

benimse aklımda sadece tüm dünyanın 1 kişi olarak kalmasına sebep sen varsın, inan çok fazla zaman harcıyorum veda edebilmek unutmak için,

bir şeyler bir şeylere karışıyor, navigasyon' lar, pusulalar sapıtıyor her şey sana çıkıyor ,
Bak tek başımayım burada , karşım da dünya var sanıyordum meğer ise o dünya senmişsin, kendimle savaşıyorum dediğim hayatı seni içimde hayatta tutabilmek için uğraşıyormuşum.


  Hepimiz yaparız uyumadan öncesinde, bir bardak su içme isteği ya da atıştırma arzusu ile mutfak' a dalarız , bende öyle yaptım masada oturmuş kolunu sıyırmış, kendisine ensülin iğnesi yapan babamı gördüm, o zaman biraz daha anladım içten içe içimin geçip dünyamın hiç olduğunu, hepimizin kahramanı süper gücü babasıdır, benimde öyleydi,  yaz sıcağın da kapıda oynarken elimden tutup götüren bakkaldan vişne suyu, kremalı bisküvi alıp da gönlümü eden, babam ya da camiye giderken elimden tutup beni Yanında Cami ye götüren babam, yapamadığım güç gerektiren ne varsa her şeyi halleden yorulmayan, ben bitsem de bitmeyen adam babam,

Sizleri pek bilmem de ben her gece fırsat buldukça dua ederim, Rabbim ömrümden al aileme ver anneme babam a ver ki ömrümüzün sonuna kadar beraber yaşayalım  da ayrı kalmayalım, bizi birbirimizden ayırma diye,
tüm bunların farkına belli bir yaşa gelmeden anlamıyor insan , gerçekten

Yılların vermiş olduğu yorgunlukla, o diri vücudu kaslı kolları solan babam şeker seni nasıl da yiyip bitirmiş, yıllar nasıl da bizi tüketmiş fark edememişiz , ben orta sen yaşlı grubuna ne ara dahil oldun, bilemedik bile,

Bir de bana bak  bize nimet olarak bahşedilen hayatımızı hiç etme derdinde, kendimizi bilmeden bu yaşımıza kadar , hala kendimizi mahvetme içerisindeyiz , sen ki ben yaşlar da aile reisliğini eline almış 3 çocuklu bir adammışsın, pala bıyıklarınla gücün le arkan dan ' Ne babayiğit adam ' dedirtenmişsin. aslan babam .

Fani dünya almış başını gidiyor, bilim kurgu dediğimiz yaşamlar bir bir gerçek oluyor, hayat günden güne çekilmez bir hal alıyor bazen 90 lar  da çocukluğunu yaşan son ne silmişiz gibi şanslı hissederken 2020 ler de , bu sıkıntıları gören nasıl insanlarmışız moduna girer olduk.

Gerçekten Önümüzde Süprizler Getiren Tuhaf Zamanlar Yaşıyoruz.

20 Ağustos 2019 Salı

Ölüm bunun adı...





EVET ÖLÜM DE VAR ;

       Bir kitap da okumuştum, biz insanlar kendimiz ölümsüz eserler bırakabilmek adına kendi kendimize savaşır hale geldik.
nedir ki bu ölümsüzlük gayesi? neden anı hayatı yaşamak yerine ölümsüz ce uzun süre kalabileceğimiz dertler üzerine yaşıyoruz ?
Yazarın dediği gibi bunların hepsi ölümü unutmamızdan kaynaklanıyor , ümit burnundaki kayalıkların uç kısmındaki, kısa yaşantısından bahsediyordu hikayede,
ölümü orada hissettiriyordu beynimiz hazır olmasa da, bedenimizin güvenlik duvarları beynimize nasıl hükmetmeye çalışıyor, nasıl kilit mekanizması devreye 
giriyor bundan bahsetti hatta kısa dan özet de geçeyim size,

  Alıntı;
karşınızda uçsuz bucaksız okyanuz ümit burnunun en uç kısmındayım, ufuk çizgisinde  mavi üzerine mavi konumlanmış, bir tarafta derin okyanus, diger tarafta
masmasvi kasvetiyle gök kubbe , üzerinde bulundugum kayalıgın son noktasına 2 metre var gittikçe yaklaşıyorum uçuruma, bedenim fiziken attıgım adımları 
atmamam yönünde frenleme yapmaya çalısıyor, bir kaç adım daha atıyorum uçuruma doğru ayaklarım gittikçe ağırlaşıyor , aradaki mesafe 1 metre içimde 
önüne geçilmez bir adrenalin fırsınası kopuyor adeta , aklımda ise bu yaşıma kadar amaçsız uğraşlara kaybettiğim vakitlerin hızlı bir muhasebesi dönüyor, 
boş gerçek olmayan şeylere harcadıgım vakitler , önemsiz insanlar için harcadıgım zamanlar düşüyor ekranıma derken , birkaç adım daha atıyorum uçuruma 
dalgaların yıkılmaz kayalıkları dövüşünü, kopan fırtınaları, kayalara karşı öfkesini içten içe görebiliyorum artık son 30 cm bedenim gittikçe ağırlaşıyor 
beynim bildiğin kontrol dışı sadece anıları kayda değmeyecek  şeyleri hatırlmakla meşgul, bir kaç gereksiz şey daha düşüyor aklıma bana hayır 
demeyip de , anlamsızca da hayatımda var olma savaşı veren insanlar geliyor bir bir , ne kadar kötü birşey miş hayır olmamalı, olmaz demeden birisinin
 hayatında varlık göstermeye çalışmak,zaten bitmiş olan birşeyi kabul etmeyip bitirmemeye çalışmak , kendime söylediğim koca bir yalanmış aslında umut 
adını verdiğim duvarların kocaman boşlukta sadece ayakta durmuş amaçsız ca , devam ediyorum bedenime istemsiz ce beynim tarafından organlarıma elektirkler 
gidiyor adeta, organlarım kendi kilit mekanizmasını kurmuş savaşır olmuş kendi içinde
ölüm ölüm ölüm, ne de çok düşünmeyen organlarıma baskı yapıyormuş farkında değilmişiz . biz ki vazgeçilmez kılmanın derdine düşmüşüz herşeyi,

 bir kaç kilit daha açıyorum ellerim arkamda kayalıktan aşağıya sallıyorum bacaklarımı; dizimden aşağısı buz tutmuş soguk hipotermi dolu okyanus suları gibi, 
ama yukarısı alev kapanı beynim kırmızı alarmlarını yakmış, bedenimse tüm reflekslerini açmış , kontrolsüzce oluşan her bişeyi algılama modunda hala yaşıyor
bazı kaslarım kaskatı iğne batırsan girmez .

  Oturuyorum orada ölüm kısıyında bıraktıgım an kendimi bitecek herşey, bunu beyim de bedenimde çok iyi biliyor , sadece karşı koymalarına rağmen engel olamamış
olmalarına rağmen varlıklarını sürdürme derdindeler , hayatlarını rutinde yaşarken bu şekilde çalıssalar keske , ne kaybı olurdu ki insanın düşünsene
herşey mutluluk ve huzur üzerine üretkenlik üzerine kurulu, kimsenin ölümsüzlük üzerine bir kaygısı çalısması yok, zaten her türlü yaşıyorsun otta bitkide,
hayvan da olsa  hepsi gibi yaşıyoruz , kabullenmekten korkuyoruz belki bazı şeyleri kabullensek , varlıgı hissetsek daha da huzur verecek olan hiçbirşeyin
farkında olmadan yaşıyoruz .

birkaç derin nefesten sonra ellerim arkamda sırtım geride,bacaklarım uçurum boşlugunda iki mavinin birleşmesini izledikten sonra geri çekiliyorum
hayatım alması gereken tüm adrenalini fazlasıyla depo etti, ölümü biliyor çünkü unutmuştu çoktan, tekrar hatırladı adrenalin peşinden, mutlu hissiyatlarda
geldi, artık gereksiz hiçbirşey aklımda yok, bedenime hükmedemiyor hayat şu saatten sonra bir başka huzur veriyor, 


demişti uzunca son hikayesinde , unuttuğumuz şey koca bir ölümün varlığıydı aslında , umursamazlıgı , sahiplenmeden yaşamamanın amaçsızlıgını, risksizliğin
berbatlığını bize hatırlatacak olan tek şey ölümün varlığıydı aslında,,

umarım herkes bu hikayede olduğu gibi gereksiz anılarını silmeyi silebilmeyi başarabilir , 


hoşçakal.

Sevgi diyorum...




Sevgiyi Fazla abartıyoruz aslında ,
Ya da sevmesini bilmiyoruz , seviyorum diyen kementi takıyor sevdiğinin boğazına başlıyor canını yakmaya
sahiden neydi bu sevgi, görünce gözlerinin ışıl ışıl olması mı, her fırsatta sesini duymaya çalışmak mı?,

ben hiç birisine inanmıyorum bu ara , sevgi değersiz ve önemsiz insanların birbirini avutma aşaması gibi tuhaf bir evre oldu yani
heleki bu son zamanlarda , hissetmiş olduğum değersizlik , kabul olmayan etmekten vazgeçmediğim dualarım, direncimin günden güne yok olmasına 
sebep oldu ve gitti,

Bir önceki yazımda bahsettiğim 'dante' bile beni terk etti,

Ben çok farklı sanırdım, hisserek attığımız her bakışın manasının belli olacağını, sevgiyi doguracagını hissederdim,
büyümek bu olsa gerek, hepsinin kurmacadan , izlediğimiz filmlerin, okuduğumuz kitapların bizlere kattığı hayal ürünleri olduğunu kabul ettim artık.

hapis olmak neydi peki;
 parmaklıklar arkasında kalmaktan bahsetmiyorum, Gözlerin de hapsi olur, onunda parmaklıkları vardır bende, olsunda böyle hapislerde yatayım derdim, 
ama olmadı. Hiç birisi ne sevgiyi yaşatanları gördüm , ne de layık olanların bu duyguyu yaşadıklarını. 

Sosyal medya üzerinde bir çok , paylasımlar görüyoruz aklımda kalan bence efsaneleşmiş bir söz var' KİMİLERİ HAYALLER KURAR, KİMİLERİ İSE O HAYALLERİ YAŞAR'
tam olarak da böyle böyle çaldılar bendekini de içimdekini de , dua etmekten başka şansımda kalmadı o da takdir-i ilahi artık,son zamanlar da içimde
yoğun olarak basan gitme duygusu hala var, rüyalarıma bile giriyor artık, her saniye kaçıyorum buralar dan , bu hayattan, Dönüp sonra bakıyorum gerilere
neler değişmiş gidişimle, olmazsan olmaz diyenlerim vardı ne oldu onlara? diye, harbiden ne oldu onlara?
Hiçbirşey olmadı herkes hayatına rutin şekilde devam, etti ben geriden geriden bakıp içerlendim, vazgeçip gittiğim yere geri döndüm yine kaybeden ben oldum.
Sevgiyi, hayatı, huzuru , olası Mutluluğu...

Hayatımızı Geri dönük olarak bir izlesek ve yorumlasak aslında,  
Biz insanlar birbirimize dostluk ediyoruz ya fazlasıyla, tavsiyeler veriyoruz birbirimize hiç kendimize tavsiye vermeyi düşündük mü? başkasına dediğimiz 
bak bunları yapma uyarılarını kendimize yaptık mı?  yapabilseydik çok farklı olurdu herşey ben hep başkalarına iyi gelmenin derdine düştüm de 
bir kendimi iyi edemedimi. Kocaman bir yüreğin var demişti bir arkadaşım, herkese yetti de bi sana yetemedi diye devam etmişti sonrasında ,
tam olarak bu kısa ve öz olarak nitelendirecek olursak.

Kaybetmeyi Felsefe haline getirip, nasılda olmayacak alğısı içten içe yerleşirken bedenime, umut ışıklarımın ampülleri çoktan geçmişti içimde voltaj gelse de
ne fayda ,

Bugün şubatın ilk günü rutin bir ay olan şubat, bu sefer bana sıkıntının , farklı boyutta karşıma çıkacagı ay gibi gelmeye başladı şubatın 14.gününde 
kaçıp saklanabileceğim bir yerim yok, daha da mutsuz olacağım bir manzara adım adım yaklaşıyor bu korku , içimde dağ gibi büyüyor bir adım ilerisi belki ama 
yaşamak istemiyorum o günü nedendir bilinmez şimdiden nefesimi darlıyor.

yine bu ara içime yapışmış olan bir şiir var, hatta beni ifade eden, izah eden...

YERÇEKİMLİ KARANFİL...

Biliyormusun az az yaşıyorsun içimde 
Oysaki Seninle Güzel olmak var
Örneğin Rakı içiyoruz , içimize bir karanfil Düşüyor gibi 
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda 
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte 
sende bir başkasına veriyorsun
O başkası yokmu bir yanındakine veriyor 
derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle 
sana değiniyorum,sana ısınıyorum bu o değil
Bak nasıl , beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz Sessizce....

1 Şubat 2019 Cuma

Sevgi iki kelime değildir...

Sevgiyi Fazla abartıyoruz aslında ,

Ya da sevmesini bilmiyoruz , seviyorum diyen kementi takıyor sevdiğinin boğazına başlıyor canını yakmaya
sahiden neydi bu sevgi, görünce gözlerinin ışıl ışıl olması mı, her fırsatta sesini duymaya çalışmak mı?,

ben hiç birisine inanmıyorum bu ara , sevgi değersiz ve önemsiz insanların birbirini avutma aşaması gibi tuhaf bir evre oldu yani
heleki bu son zamanlarda , hissetmiş olduğum değersizlik , kabul olmayan etmekten vazgeçmediğim dualarım, direncimin günden güne yok olmasına 
sebep oldu ve gitti,

Bir önceki yazımda bahsettiğim 'dante' bile beni terk etti,

Ben çok farklı sanırdım, hisserek attığımız her bakışın manasının belli olacağını, sevgiyi doguracagını hissederdim,
büyümek bu olsa gerek, hepsinin kurmacadan , izlediğimiz filmlerin, okuduğumuz kitapların bizlere kattığı hayal ürünleri olduğunu kabul ettim artık.

hapis olmak neydi peki;
 parmaklıklar arkasında kalmaktan bahsetmiyorum, Gözlerin de hapsi olur, onunda parmaklıkları vardır bende, olsunda böyle hapislerde yatayım derdim, 
ama olmadı. Hiç birisi ne sevgiyi yaşatanları gördüm , ne de layık olanların bu duyguyu yaşadıklarını. 

Sosyal medya üzerinde bir çok , paylasımlar görüyoruz aklımda kalan bence efsaneleşmiş bir söz var' KİMİLERİ HAYALLER KURAR, KİMİLERİ İSE O HAYALLERİ YAŞAR'
tam olarak da böyle böyle çaldılar bendekini de içimdekini de , dua etmekten başka şansımda kalmadı o da takdir-i ilahi artık,son zamanlar da içimde
yoğun olarak basan gitme duygusu hala var, rüyalarıma bile giriyor artık, her saniye kaçıyorum buralar dan , bu hayattan, Dönüp sonra bakıyorum gerilere
neler değişmiş gidişimle, olmazsan olmaz diyenlerim vardı ne oldu onlara? diye, harbiden ne oldu onlara?
Hiçbirşey olmadı herkes hayatına rutin şekilde devam, etti ben geriden geriden bakıp içerlendim, vazgeçip gittiğim yere geri döndüm yine kaybeden ben oldum.
Sevgiyi, hayatı, huzuru , olası Mutluluğu...
Hayatımızı Geri dönük olarak bir izlesek ve yorumlasak aslında,  
Biz insanlar birbirimize dostluk ediyoruz ya fazlasıyla, tavsiyeler veriyoruz birbirimize hiç kendimize tavsiye vermeyi düşündük mü? başkasına dediğimiz 
bak bunları yapma uyarılarını kendimize yaptık mı?  yapabilseydik çok farklı olurdu herşey ben hep başkalarına iyi gelmenin derdine düştüm de 
bir kendimi iyi edemedimi. Kocaman bir yüreğin var demişti bir arkadaşım, herkese yetti de bi sana yetemedi diye devam etmişti sonrasında ,
tam olarak bu kısa ve öz olarak nitelendirecek olursak.

Kaybetmeyi Felsefe haline getirip, nasılda olmayacak alğısı içten içe yerleşirken bedenime, umut ışıklarımın ampülleri çoktan geçmişti içimde voltaj gelse de
ne fayda ,

Bugün şubatın ilk günü rutin bir ay olan şubat, bu sefer bana sıkıntının , farklı boyutta karşıma çıkacagı ay gibi gelmeye başladı şubatın 14.gününde 
kaçıp saklanabileceğim bir yerim yok, daha da mutsuz olacağım bir manzara adım adım yaklaşıyor bu korku , içimde dağ gibi büyüyor bir adım ilerisi belki ama 
yaşamak istemiyorum o günü nedendir bilinmez şimdiden nefesimi darlıyor.

yine bu ara içime yapışmış olan bir şiir var, hatta beni ifade eden, izah eden...

YERÇEKİMLİ KARANFİL...
Biliyormusun az az yaşıyorsun içimde 
Oysaki Seninle Güzel olmak var
Örneğin Rakı içiyoruz , içimize bir karanfil Düşüyor gibi 
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda 
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte 
sende bir başkasına veriyorsun
O başkası yokmu bir yanındakine veriyor 
derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle 
sana değiniyorum,sana ısınıyorum bu o değil
Bak nasıl , beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz Sessizce....

1 dakika

  Sadece 1 dakika aslında ;        Okuduğum bir kitapda çıkmıştı karşıma sonrasında ise bir filmde denk gelmişti, Yapmadığın şeylerden, ...